16 Eylül 2015 Çarşamba

[Kitap] Kördüğüm: Hiç de değil!


2014 yılında Calia Read tarafından yazılmış olan Kördüğüm, sürükleyici, etkileyici ve aklımızı başımızdan alacak bir roman vaadiyle karşımızda. Her ne kadar bu iddiasını çok destekleyemese de, belli bir yaş kitlesinin ilgisini çekmiş durumda.

Kitap, Yabancı yayınlarından 2015 yılında çıktı. Çevirisi İnci Nazlı'ya ait olan kitabın üzerinde iyi çalışmış yayınevi. Herhangi bir yazım hatasına, imla yanlışlığına takılıp sinir olmadan okudum. Bu açıdan cidden harika!

Kitabın konusuna gelirsek, Naomi isimli baş karakterimizin iki aşk arasında kalması etrafında dönüyor herşey. Naomi, çocukken tanıştığı Lachlan ve sonraki yıllarında tanıştığı Max arasında gelgitler yaşıyor ve bu durumu sadece en yakın arkadaşı Lana biliyor. Daha sonra öğreneceğimiz olaylar neticesinde, Naomi akıl hastanesine yatırılıyor ve biz yaşananları, Lachlan'nın ziyaretlerini, Naomi'nin duygularını öğrenmeye başlıyoruz.

Kitap okuması kolay ve akıcı ilerliyor. Fakat konunun nereye varacağını tahmin ettiğiniz an, tüm heyecan yok oluyor. Çünkü kitabı okutan, devam etmeyi sağlayan tek şey "ne olacak?" sorusu. Kitap tek bir olay üzerinde ilerliyor. Dolayısıyla ayrıca öğrenilebilecek bir bilgi de sunmuyor. Psikolojik tespitler, akıl hastanesindeki yaşam falan anlatılıyor ama bir bilgi katmıyor bize. Hani şu kimi kitaplar vardır, psikolojik analiz, kişinin davranışlarına, düşüncelerine yoğunlaşır ve siz hastalığının buralarda nasıl etkili olduğunu görürsünüz. Bu kitabın size kattığı yeni bir bilgidir. Anlatmaya çalıştığım şey tam olarak bu işte. Kördüğüm'de karakterlerin ruhsal doğasına girilmemiş. Ki bu, akıl hastanesine yatırılan bir hasta üzerinden anlatılan kitap için önemli bir nokta. Bu bağlamda, ayrı bir olay ve durum anlatımına girmediğinden "ne olacak?" sorusu cevabını bulduğunda kitaba devam etmek biraz zorlaşıyor.


Fakat kitabın harika bir özelliği var. Size aslında herşeyi göz önünde bırakıyor. Tüm açıklayacı ipucunu ve olayları çözmek için soracağınız soruyu orada bırakıyor. Ve bunu bir kere dile getirmiyor.  Yazar, bir yerde o soruyu yakalayıp olayı çözmemizi istiyor. Fakat yazarın ufak hatası bunu çok erken vermiş olması. Bu bölüm spoiler içerecek.

Spoiler
Okuyanlar olarak aklınıza geldi dimi hangi sorudan bahsediyor olduğum? Kitabın arkasında bile büyük harflerle yazan o dev ipucu? "Bana inanıyor musun?" Eğer en başından bu soruyu sormaya başlamışsanız, tüm kitabı şüphe içinde geçiriyorsunuz. Fakat konu rahat gelişebiliyordu ve yazar daha zorlayıcı okuyucuyu biraz daha düşündürücü bir şekilde anlatabilirdi. Yazarın gereksiz yere anlaşılmış olan ana meseleyi yok yere kıvırmalarla, yön değiştirmelerle konuyu saptırmaya çalışması çok yersizdi. Elinde kişilik bozukluğu gibi çekici bir malzeme varken bunu biraz heba etti bana kalırsa. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Sizce yazar konunun işlenmesinde başarılı mıydı?

*Yazıda kullanılmış görsellerden google aramalarından kullanılmıştır. Eğer herhangi birine sahipse, kaldırılacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder